GenelSağlık

Atopik dermatit, ilerleyen yaşlarda astım ve alerjik rinit gibi hastalıkların habercisi olabilir!

Atopik dermatitin hasta çocuk ve ailesini sadece sağlık yönünden değil, sosyal ve psikolojik yönden de etkilediğini söyleyen Türkiye Ulusal Alerji ve İmmünoloji Derneği (AİD) Başkanı Prof. Dr. Bülent Enis Şekerel, hastalığın hem çocuk hem de aile için büyük bir mutsuzluk ve huzursuzluk kaynağı olduğunu hatta ailenin sosyal yaşantısını etkileyebildiğini vurgulayarak, tedavi ile sadece hastalığın değil, hastalığın yol açtığı sosyal sorunları önlenmesi önlenmesi bakımından önem taşıdığını vurguladı. Bu arada, AİD Deri Alerjileri Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Özlem Özbek, COVİD-19 salgınında el temizliği için çok sık dezenfektan kullanıldığını hatırlatarak, el yıkamanın mümkün olması halinde dezenfektan kullanmak yerine el yıkamanın tercih edilmesi gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Bülent Şekerel, atopik dermatitin (egzama) genetik ve çevresel birçok faktöre bağlı olarak ortaya çıkan kronik, mikrobik olmayan ve bulaşıcılığı bulunmayan bir cilt hastalığı olduğunu söyledi. Prof. Dr. Şekerel, atopik dermatit hastalığında genetik yatkınlık olduğu için sıklıkla alerjik nezle ve astımı olan ailelerin çocuklarında görüldüğüne dikkat çekerek, bu hastalığın çoğunlukla erken çocukluk döneminde başladığını, ilerleyen yaşlarda ise astım ve alerjik rinit gibi diğer alerjik hastalıkların gelişiminin habercisi olma özelliğini taşıdığını kaydetti. Prof. Dr. Şekerel, buna karşılık, ailesinde alerjik hastalığı olan her bireyde atopik dermatitin görüleceği anlamının çıkarılmaması gerektiğini anlattı.

Hastalığın görülme sıklığı artıyor

Türkiye’de hastalığın görülme sıklığının çocuklarda %2-10, erişkinlerde ise %1-3 olarak ölçüldüğünü anlatan Prof. Dr. Bülent Şekerel, “Hastalık, etkilenen bireylerin %45’inde ilk 6 ay, %60’ında ilk bir yaş ve %85`inde ilk 5 yaş içinde başlar. Özellikle son 10 yıl içinde hastalığın sıklığında belirgin bir artış gözleniyor. Bu artışın nedeni tam olarak bilinmemekle beraber modern yaşam koşulları ile ilgili olduğu sanılıyor. Ev tozu akarları, evcil hayvan alerjenleri ve polenler de atopik dermatitte alevlenmelere neden olabilir” bilgisini verdi.

Hastalığın ağırlığı arttıkça alerji riski artar

Atopik dermatitlilerde ilerleyen yaşlarda %50`sinde astım, %75’inde ise alerjik nezle gelişebildiğini belirten Prof. Dr. Şekerel, atopik dermatitli hastayı izleyen hekimin en önemli görevlerinden birinin astım ve alerjik nezle bulgularını erken tanıyıp, uygun şekilde tedavi etmek olduğunu söyledi.

“Atopik dermatit alerjik bir hastalık olmasına karşın hastalığı olan her çocukta alerjik duyarlılık saptanmaz” ifadesini kullanan Prof. Dr. Bülent Şekerel, şu bilgileri paylaştı: “Alerjik duyarlılığa en çok orta ve ağır şiddetteki atopik dermatitli çocuklarda rastlanır. Bu sebeple hafif atopik dermatitli çocukları alerjen duyarlılığı yönünden değerlendirmek şart değilse de hastalık şiddeti arttıkça alerjiye rastlama olasılığı artar ve alerjik değerlendirme yapmak daha fazla önem taşır. Orta ve ağır şiddette atopik dermatitli çocukların %40’ından fazlasında bir alerji vardır. Atopik dermatitin ağırlığı arttıkça alerji riski artar. Ağır atopik dermatitli çocukların mutlaka alerjiler yönünden değerlendirilmesi gerekir.”

Atopik dermatiti olan çocukların bazı gıdalara alerjileri olabilir

Prof. Dr. Bülent Şekerel, atopik dermatiti olan çocukların %30’unda besin alerjileri görülebildiğine işaret ederek, “Ülkemizde çocukluk çağındaki besin alerjilerinin %85`inden yumurta akı, süt, fındık, antep fıstığı, ceviz, susam, buğday ve daha seyrek olarak yer fıstığı, mercimek, balık ve kabuklu deniz ürünleri sorumludur” dedi.

Atopik dermatitin alevlenmesine neden olan etkenler kaldırılmalı

Atopik dermatitin tedavisine de değinen Prof. Dr. Bülent Şekerel, tedavinin hedeflerini; yakınmaların baskılanması, derideki egzamanın azaltılması, derinin etkin olarak nemlendirilmesi ve egzamanın alevlenmesine neden olan etkenlerin ortadan kaldırılması olarak özetledi. Atopik dermatitli bireylerin ciltlerinde kaşıntılar ve kızarıklıklar ortaya çıktığını dile getiren Prof. Dr. Şekerel, izlenecek tedavi yöntemleri ile ilgili şunları söyledi:

“Bunun için izlenecek tedavi yöntemleri, cildin nemlendirilmesi, çevresel koruyucu önlemler ve ilaç tedavisidir. Nemlendiriciler gün içinde 2-4 defa veya gerektikçe kullanılabilir. Nemlendiricilerin alerjen ya da kimyasal madde içermemesine dikkat edilmelidir. Su bazlı ya da yağ bazlı nemlendiriciler kullanılabilir. Çevresel faktörler hastalığın alevlenmesinde etkilidirler. Bu nedenle yakınmalara yol açan besin, akar, hayvan ve polen alerjenleri ile temas önlenmelidir.

Sıcaklık ve nem oranındaki ani değişikliklerden kaçınılmalı, terleme önlenmeli, yünlü, tüylü ve naylon giyeceklerden uzak durulmalıdır. Bol kesimli pamuklu giysiler tercih edilmeli, çamaşırlar toz deterjandan ziyade sıvı deterjan veya granül sabunlarla yıkanıp çok iyi durulanmalı, yumuşatıcı kullanılmamalıdır. Cildi tahriş eden deterjan ve kimyasal maddelerden sakınmalı, parfümlü ve renkli sabunlar kullanılmamalıdır. Doğrudan güneş ışığına maruz kalmamalıdır. Atopik dermatit tedavisinde en etkin ilaç, egzama üzerine sürülen kortizonlu kremlerdir. Bu ilaçları kullanırken mutlaka hekim önerisine uyulmalıdır.”

Cildin bariyer özellikleri bozulur

Türkiye Ulusal Alerji ve İmmünoloji Derneği Deri Alerjileri Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Özlem Özbek ise cildin vücudu dış etkenlerden koruyan en önemli organ olduğunu kaydetti. Atopik dermatit hastalarında cildin bariyer özelliklerinin bozulduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Özbek, “Cildin bariyer fonksiyonlarının bozulması ile su tutma özelliği azalır ve ciltte kuruluk başlar. Kuruluk, atopik dermatitin en önemli özelliğidir.

Kuruluğa yoğun bir kaşıntı ve kızarıklık eşlik eder. Bariyer fonksiyonları bozulmasının diğer olumsuz yanı ise alerjenler kolayca cildi geçerek bağışıklık sistemimizi uyarırlar ve alerjik reaksiyon gelişmesine neden olurlar. Bu da atopik dermatitin şiddetini artırır yani cildin daha da kötüleşmesine neden olur. Atopik dermatitli hastaların ciltlerinin mikroplara karşı savunma özellikleri de azalır. Normalde cildimizde bulunan mikroplar bu hastalarda enfeksiyonlara neden olabilirler. Enfeksiyonlar hem atopik dermatitin şiddetini artırır hem de tedaviye yanıtı olumsuz etkileyebilir” dedi.

Dezenfektan kullanmak yerine mümkünse ellerimizi yıkamalıyız

COVID-19 salgını sürecinde ellerin çok sık yıkandığını ya da dezenfektan kullanıldığını hatırlatan Prof. Dr. Özlem Özbek, bunların deri bariyer fonksiyonlarının bozulmasına yol açabildiğini bildirdi. Cilde temas eden dezenfektan ürünlerinin yoğun kullanımının, cilt üzerinde yaşayan yararlı organizmaların çoğunu yok ederek mikrobiyomu dengesiz bırakabildiğinin altını çizen Prof. Dr. Özbek, şu bilgileri verdi:

“Bu, cilt tahrişine, egzamanın alevlenmesine veya cilt enfeksiyonlarına yol açabilir. Bu nedenle dezenfektan kullanmak yerine mümkünse ellerimizi yıkamalıyız. El yıkamada derinin pH değerine uygun (ph değeri 4.5-5.5 olan), renksiz ve kokusuz sabunlar tercih edilmelidir. Çok sıcak veya soğuk su kullanımı cildimizin kurumasına ve çatlamasına yol açacağı için ılık su kullanmalıdır. Eller en az 20 saniye boyunca, bilekler, parmak araları ve tırnak altları ihmal edilmeden yıkanmalıdır.

Yüzük, bileklik ve saat altlarında sabun ve temizleyici artıkları kalıp egzamaya neden olabileceği için mümkünse pandemi süresince takı ve saat kullanılmamalıdır. Ellerin iyice durulandığından ve sabun artığı kalmadığından emin olunmalıdır. Ellerimizi yıkadıktan sonra nemlendirici uyguladığımızda cildin bariyer fonksiyonları düzelir, ciltte kuruluk ve kaşıntı azalır. Egzamanın alevlenmesini ellerimizi nemlendirerek önleyebiliriz.

El yıkama imkanı olmayan durumlarda yüzde 70 alkol içeren el dezenfektanları veya kolonya tercih edilebilir. El dezenfektanı veya kolonya da el yıkamada olduğu gibi 20 saniye boyunca veya kuruyana kadar parmak araları, bilekler dahil olmak üzere tüm ele sürülmeli. Elimizi yıkadıktan sonra tekrar dezenfektan kullanılmamalıdır.”

Kaşıntı, hem hastanın hem de ailesinin hayat kalitesini olumsuz etkiler

Kaşıntıyı terleme, sıcak, tahriş edici maddeler ve alerjenlerle temasın artırdığını belirten Prof. Dr. Özlem Özbek,  “Kaşınma ile cilt bütünlüğü daha kolay bozulur ve egzama olarak tanımladığımız bulgular oluşur. Bebekler kaşınabilmeye genellikle 5 aydan sonra başlar. Kaşıntı gün içinde aralıklı olarak ortaya çıkabilir, akşamları ve geceleri ise daha fazladır. Bu nedenle normal uyku düzeni tamamen bozulabilir. Şiddetli kaşıntı atopik dermatite özgü cilt yaralarının ortaya çıkmasına neden olur. Ortaya çıkan yaralar ise daha fazla kaşıntıya yol açar. Böylece kaşıntı-yara ortaya çıkması-kaşıntı şeklinde bir kısır döngü ortaya çıkar. Duygusal stresler de alevlenmelere neden olur. Kaşıntı hem hasta hem de ailesi için hayat kalitesini önemli ölçüde ve olumsuz şekilde etkiler” diye konuştu.

Ciltte tutulum alanları yaşa göre değişir

Atopik dermatitin yaşa göre ciltte tutulum alanlarının farklılık gösterdiğini kaydeden Prof. Dr. Özbek, süt çocukluğu döneminde en sık yüzde (sıklıkla yanaklarda), saçlı deride, diz ve dirsek bölgelerinin dış yüzeylerinde ve kulak arkasında görüldüğünü bildirdi.

Hastalığın iki yaşından büyük çocuklarda daha çok dirsek içleri, diz arkası, boyun, el ve ayak bileği bölgesini tuttuğunu vurgulayan Prof. Dr. Özbek, “Tutulan bölgelerde deride kalınlaşma, kabalaşma ve deri çizgilerinin belirginleşmesi gözlenir. Ergenlik döneminde kaşıntı ve deride kalınlaşma ön plandadır. Lezyonlar daha çok el ve ayak bilekleri, kol ve bacakların iç yüzlerinde, göz çevresi, yüz, boyun ve gövdenin üst kısmındadır. Bu dönemde egzama sadece ellerde olabilir. Genellikle ciltte çizgilenme, kalınlaşma ve renkte koyulaşmaya neden olur. Bunların dışında deri enfeksiyonlarına artmış eğilim, meme ucunda egzama, gözlerin altında oluşan katlantılar, ciltte beyaz lekeler oluşması atopik dermatit belirtileri arasında sayılabilir” bilgisini verdi.


Source link

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı