GenelSağlık

Hekimler hasta seçmek zorunda kalma riskiyle karşı karşıya


Aile hekimleri yoğun bakımlardaki hasta sayısının artışına yönelik uyarıda bulunarak, pandemi nedeniyle yoğun bakımların dolmak üzer olduğunu belirttiler. İstanbul Aile Hekimliği Derneği’nin (İSTAHED) 8-10 Nisan günleri arasında “Türkiye’de kadın olmak ve sağlıklı kalabilmek” temasıyla online olarak düzenlediği sempozyumda, salgında aile hekimlerinin önemli rol oynamasına karşılık yeterli desteği göremediği, salgınla mücadelede önerilerinin yeterince dikkate alınmadığına ilişkin görüşler ön plana çıktı. Kadın hekimlerin bazı ilave sorunlarla karşılaştığı da vurgulanan sempozyumda, salgın ortamının Türkiye ve dünyada kadına yönelik şiddetin artmasına yol açtığı vurgulandı.

İSTAHED Aile Hekimliği Sempozyumunun tartışma konuları ve başlıkları Dernek Başkanı Dr. Kutbettin Demir, Başkan Yardımcısı Dr. Mustafa Tamur, Başkan Yardımcısı ve Sempozyum Başkanı Dr. Senem Özşehir, Yönetim Kurulu üyesi ve Sempozyum Sekreteri Dr. Esin Ayfer Çulha Dildök, Sempozyum Bilimsel Sekreteri Dr. Gizem Bak’ın katılımıyla düzenlenen basın toplantısında açıklandı.

Dr. Kutbettin Demir: Yoğun bakımlarda sınıra yaklaşıldı

İSTAHED Başkanı Dr. Kutbettin Demir, basın toplantısında yaptığı konuşmada 14. ayına yaklaşan salgında en güçlü dalganın yaşandığını, Türkiye’nin 50 binli vaka seviyesi ile dünyada üçüncü sırada bulunduğunu hatırlattı. 280 bin aktif vaka ile dünyada 7. Sırada bulunduğunu vurgulayan Dr. Demir, salgının başından bu yana toplam 32 bin 500 vefatın yaşandığına dikkat çekti.

Dr. Kutbettin Demir

Mevcut dalganın tedavide risk unsuru oluşturmaya başladığının altını çizen Dr. Demir, “Vaka ve ciddi hasta sayılarının artmasıyla birlikte yoğun bakım doluluk oranlarımızın yükselmesi özellikle büyükşehirlerimizde ihtiyacı karşılamayacak noktaya gelmekte olduğunu ve hekimlerin hasta seçmek zorunda kalma riski ile karşı karşıya kalmak üzere olduğunu gösteriyor” dedi.

Ekonomik ve sosyal nedenlerle kısıtlamaların gevşetilmesini anlamakla birlikte, çok sayıda insanın hayatını kaybettiğini dile getiren Dr. Demir, virüs bulaşması nedeniyle henüz bilinmeyen uzun vadede ortaya çıkabilecek sağlık risklerinin olduğu bir ortamda yaşandığını vurgulama gereği hissettiklerini kaydetti.

Aşının salgınla mücadelenin en etkili silahı olduğunu, yüksek oranda aşı yapılan ülkelerde vaka ve ölüm oranlarının hızla gerilediğini hatırlatan Dr. Demir, buna karşılık aşı üretimi ve dağıtımının adaletsizliğinin de farkında olduklarını, sağlık çalışanları olarak küresel bir üretim ve adaletli dağıtım talep ettiklerini vurguladı.

Dr. Demir, Türkiye’nin inaktif aşı ve mRNA aşısına başladığını ancak aşılama oranlarının henüz düşük olduğunu belirterek, “Henüz ilk doz aşısını olanların oranı %20 ve çift doz aşı uygulananların oranı ise %10 civarında bulunan ülkemiz, bu konuda dünya genelinde en çok aşı dozu uygulanan 6. ülke konumunda yer alıyor. En çok uyguladığımız aşı olan Sinovac aşısının ikinci dozdan önce yeterli antikor cevabını oluşturmadığını biliyoruz. Bu yüzden iki doz aşı uygulanan vatandaşlarımızın oranını hızlı bir şekilde %50 oranına ulaştırmak temel önceliğimiz olmalıdır” dedi.

Aşı merkezleri çoğaltılmalı

Türkiye’de uygulanan aşıların yüzde 70’ine denk gelen 12 milyon dozun aile hekimliği merkezlerinde yapıldığını kaydeden Dr. Kutbettin Demir, “Amacımıza hızlı ulaşmak için Sağlık Bakanlığı’ndan beklentimiz, aşı tedariki sorununun çözülmesi ve bununla beraber sadece aile sağlığı merkezlerinde değil tüm sağlık kurumlarında aşılamanın öncelikli konuma yükseltilmesidir. Rutin aşılama programları dışında pandemi aşılaması acil öneme haiz olduğu için sadece birinci basamak sağlık tesislerinde aşı uygulanıyor algısı hedefe ulaşmamızı geciktirecektir” dedi. Dr. Demir, özel ve kamu bütün hastanelerde aşı yapıldığı bilgisinin topluma hızla verilmesini talep etti.

Aşılama sırasında sağlık riskine karşı önlemler alınmalı

İSTAHED Başkan Yardımcısı Dr. Mustafa Tamur da hem bireylerin hem de sağlık personelinin sağlığının korunması için aşılama sırasında özellikle kalabalıkları önleyici düzenlemeler gerektiğini belirtti. Mustafa Tamur bu konuda sorulan bir soruya şu yanıtı verdi: “İSTAHED olarak aşılama çalışmalarının başından beri pandemi aşılamasının kısa sürede ve aşılama sırasında bulaşa izin vermeyecek şekilde yapılması gerektiğini, aksi halde aşılamanın salgını önlemeye değil yayılmaya yol açacağını söyledik.

Dr. Mustafa Tamur

Aile sağlığı merkezlerinin fiziki yapısı dikkate alındığında aşılamanın tüm yükünü çekmesinin mümkün olmadığı açıktır. Bu nedenle tüm dünyanın yaptığı gibi aşılama için ayrı merkezler, meydanlarda çadırlar, okul salonları, spor salonları hatta statlar kullanılmalıdır. Daha çok ve daha geniş alanlarda daha çok personelle aşıya ağırlık vermeliyiz. Bunların ön koşulu da yeterli aşımızın olmasıdır.”

Dr. Mustafa Tamur, salgın sürecinde aile hekimleri olarak Sağlık Bakanlığı bürokrasisi ve karar alma mekanizmalarında önerilerinin yeterince dikkate alınmadığını belirtti. Hayati önerilerde bulunduklarını ve bunların kayıt altında olduğunu hatırlatan Dr. Tamur, “Web sitemizde Mart 2020’den beri fasılalarla yayınladığımız önerilerimiz ve uyarılarımızın külliyatı gelecekteki olası salgınlara hazırlanmak için kullanılabilecek bir pandemi tecrübesi el kitabı olabilecek nitelik ve niceliktedir” görüşünü dile getirdi. Dr. Mustafa Tamur, oluşturdukları taleplerinin “kişisel konforlarını” yükseltmek için olmadığını, ülke sağlığını korumak için tek güç olan sağlık çalışanlarını korumayı amaçladığını belirtti.

Sağlık çalışanları yoruldu

“Yorulmuş, yaralanmış, umudunu yitirmeye yüz tutmuş, kayıplar vermiş, ekonomik, fiziksel ve psikolojik olarak yıpranmış bir sağlık ordusu ile pandeminin bu sürecini sağlıklı bir şekilde atlatarak, 82 milyon vatandaşımızı aşılamak ve düze çıkmak kolay olmayacaktır” diyen Dr. Mustafa Tamur, 400’e yakın “meslek şehidi” verildiğini ancak bu kişilerin şehitliğine dair bir düzenleme yapılmadığını hatırlattı.

Dr. Tamur, aile hekimleri ve sağlık çalışanlarının ekonomik kayıplarının karşılanmadığını ve ciddi gelir kaybına uğradıklarını, koruyucu ekipmanlarının yeterince kaliteli olmadığını, çok uzun süreler izin kullanmadan çalıştıklarını, işten ayrılmanın dahi yasaklandığını, hasta olduğu dönemde ücret kesintisiyle karşılaşıldığını belirtti. Ailelerinden uzakta, çok uzun saatler çalıştıkları bir dönemde “köpeğine antibiyotik yazılmadığı için” şikayet edildiği için soruşturma geçirenler gibi çok sayıda haksız soruşturmaya uğradıklarını dile getiren Tamur, idare tarafından yalnız bırakıldıklarını, saygınlıklarının zedelenmesine ve fiziki-sözlü, psikolojik şiddete maruz kaldıklarını söyledi.

Sempozyumda kadın sorunları da tartışıldı

Sempozyum başkanlığını yürüten İSTAHED Başkan Yardımcısı Dr. Senem Özşehir ise basın toplantısında, kadın sorunlarının da tartışma konularından biri olduğuna işaret etti.

Dr. Senem Özşehir

Sempozyumun temasının “Türkiye’de Kadın Olmak ve Sağlıklı Kalabilmek” olarak belirlendiğini kaydeden Dr. Senem Özşehir, kadın sorunlarının her yönüyle sempozyumda tartışıldığını vurgulayarak, “Bu nedenle ‘Kadın Hayatı İyileştirir’ gerçeğinden hareketle hem kadın sağlığına yeni bakış açılarını hem de toplum sağlığının iyileştirilmesinde kadının rolünü konuşacağız. Kadın cinselliğinde doğru bilinen yanlışları, cinsel yolla bulaşan hastalıkları, çocuklara cinsiyet kimliği ve cinsiyet eşitliğini doğru anlatmayı, toplum içinde konuşulamayanın tabu olmadığını, biz hekimlerin halkı doğru bilgilendirmek için neler yapabileceğimizi tartışacağız” dedi.

Kadına şiddet salgın döneminde arttı

İSTAHED Yönetim Kurulu üyesi ve Sempozyum Sekreteri Dr. Esin Ayfer Çulha Dildök de bütün dünyada salgın ortamında kadınların daha fazla şiddete uğradığını vurguladı. Küresel çapta yapılan araştırmalarda kadınların en fazla ev ortamında şiddete maruz kaldığını, salgında kısıtlama önlemleri nedeniyle evde geçen zamanın artması nedeniyle şiddetin de yükseldiğini belirtti.

Dr. Dildök şu bilgileri verdi: “Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri vardı ve yüksekti. Pandemi döneminde kat be kat arttı. Tüm dünyada böyleydi. Karantina döneminde kadına yönelik şiddet Çin’de 3 kat arttı. Kadına yönelik şiddet pandemi döneminde ülkemizde de arttı. Birleşmiş Milletler 2019 yılında yayınladığı raporda ‘Kadınlar için en tehlikeli yer evleri’ demişti. Ve Covid 19 hepimizi zorunlu olarak evlere soktu. Kadınlar eve şiddet gösterenleri ile birlikte tıkılıp kalmıştı.

Dr. Esin Ayfer Çulha Dildök

Gidecek yerleri yoktu. Pandemi tüm süreçleri etkiledi. Enfeksiyondan çekinen kadınlar darp raporu almaya gitmiyorlar, babalarının hasta olmasından korkan çocuklar şikayet edemiyorlar, pandemi koşullarında kolluk kuvvetleri müdahaleden kaçınıyor, adli makamlar tutuklu yargılama tedbirini almıyorlar. Uyguladığı şiddet yanına kar kalan şiddet uygulayıcı, daha fazla saldırganlaşıyor. Şiddet artıyor, her gün ölüm haberleri geliyor. Kadın dernekleri federasyonun yaptığı açıklamaya göre, vaka sayılarının arttığı, evlere daha yoğun kapanılan dönemlerde destek hatlarına yapılan çağrı sayısı belirgin bir şekilde artıyor.”

Türkiye’de 2020’de 300 kadın cinayeti işlendiğini, 171 kadının şüpheli bir şekilde ölü bulunduğunu hatırlatan Dr. Dildök, öldürülenlerin yüzde 60’ının evlerinde yaşadıkları saldırılarda hayatını kaybettiklerini vurgulayarak, “Şiddet ancak etkin ve caydırıcı cezaları içeren kanunların uygulanması ile durdurulabilir. Olan yasaları görmezden gelip uygulamaktan kaçınarak durdurulmaz. ‘İyi hal’ bir takım elbiseye, sinekkaydı bir tıraşa uygulanacak kadar ucuz olmamalı. Geride sevdiklerini bırakarak aramızdan ayrılanlara hukuk uygulayıcılarının bir adalet borcu var, bunu ödemek zorundalar” diye konuştu.

Dr. Esin Ayfer Çulha Dildök, kadınların salgın ortamında iş ve yaşam dengesinin geçmişe kıyasla daha fazla bozulduğunu, özellikle kadın hekim ve diğer sağlık çalışanlarının uzun saatler, aileleri ile görüşme şansı olmadan çalışırken kreş ve diğer hizmetlerden salgın nedeniyle yararlanamadığını vurguladı. Dr. Dildök, istatistiklere göre 1.4 milyon kadının işinden ayrıldığını ya da işten atıldığını, evden çalışan kadın sayısının da 3 kat arttığını hatırlattı.

Aile hekimleri kadın sağlığının korunmasında önemli role sahip

İSTAHED Aile Hekimliği Sempozyumu Bilimsel Sekreteri Dr. Gizem Bak, kanserin sempozyum tartışma konularından biri olduğunu belirterek, “Kadınlarda en sık görülen tür meme kanseridir. Türkiye’de her 12 kadından birinde ve kanser olan her 4 kadından birinde görülmektedir. 50-70 yaş arasındaki menopoz sonrası dönemde olan ve ailesinde meme kanseri görülmüş olan kadınlarda risk daha da artmaktadır.

Dr. Gizem Bak

Meme kanseri taramalarının bu kadar önemli olmasının bir sebebi de erken teşhis ve tedavi ile 5 yıllık sağ kalım oranının %90-95 olmasıdır. Meme kanseri erken teşhisi için her kadının öncelikle kendi kendine meme muayenesini öğrenmesi ve yaş sınırı olmaksızın düzenli uygulaması önem arz etmektedir. Ayrıca elle muayene hekimler tarafından da uygulanmaktadır. Ulusal tarama standartlarına göre 40-69 yaş arasında her kadının 2 yılda bir mamografi çektirmesi gerektiği belirlenmiştir” dedi.

Rahim ağzı (serviks) kanserinin ulusal tarama programında olduğunu, bu kansere yol açan HPV bulaşından korunmanın mümkün olduğunu ifade eden Dr. Gizem Bak, bireylerin aile sağlığı merkezlerinde HPV testi yaptırmasının mümkün olduğunu hatırlattı. Dr. Bak, “Ulusal tarama programına göre 30-65 yaş aralığındaki kadınların 5 yılda bir HPV için taranması gerekmektedir. Pap-smear testi tamamen acısız, ağrısız, kanamasız bir yöntemdir. Kadınlar testlerini Aile Sağlığı Merkezi’nde randevu alarak yaptırabilir. Test tamamen ücretsizdir ve kansere dönüşmeden tespit edilebildiği için düzenli olarak kontrol yaptırmak %100 oranında rahim ağzı kanserini önler” diye konuştu.

Dr. Gizem Bak, aile hekimlerinin kadın sağlığını korumada önemli bir rolü olduğunun altını çizerek, “Sağlıklı kadın mutlu birey, mutlu aile, mutlu çocukların ve mutlu toplumun önemli yapıtaşıdır. Bu noktada kanser taramalara ve kadın takiplerimize yeterli ve kaliteli vakit ayırabilmemiz için görevimiz dışındaki angarya ve raporlarla uğraşmamızın istenmemesi en önemli noktadır. Unutmayalım ki, gerek kronik hastalıklarda gerekse kanserlerde tedavi zorlu ve maliyetli olur. Oysa korumak ve erken tedavi etmek hem kolay hem de ucuzdur. Ülke sağlığını korumak için çalışmaya gönül vermiş aile hekimleriyiz, yeter ki kendi işimizi yapalım” dedi.


Source link

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu