GenelSağlık

Pandemi ile mücadelede koruyucu ve tedavi edici yeni ajanlara ihtiyaç var


Pandemi ile mücadelede koruyucu ve tedavi edici yeni ajanlara ihtiyaç olduğunu söyleyen Nanobiomed AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Doç. Dr. Gürer Güven Budak, COVID-19 pandemisiyle mücadelede bir yandan aşılarla toplumsal bağışıklık oranı arttırılmaya çalışılırken, bir yandan da henüz aşıya ulaşamamış ya da yeterli bağışıklık geliştirememiş kişilerin korunmasına yönelik etkili ve güvenilir ürünlere ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Nanoteknoloji ve nanotıp konusunda 15 yıldır önemli çalışmalar yürüten Doç. Dr. Gürer Güven Budak, dünyanın geçmişte olduğu gibi gelecekte de virüs ya da bakteri kökenli salgınlarla karşı karşıya kalabileceğini belirterek, bu alanda aşılamaya yönelik tedbirlerin yanında tedaviye dönük yeni çözümlerin de geliştirilmesi gerektiğini söyledi.

Halen devam eden COVID-19 pandemisinin SARS CoV-2 virüsünden kaynaklanan bir salgın olması ve virüslerin mutasyonlarla genetik yapılarını sürekli değiştirmeleri nedeniyle spesifik bir antiviral tedavinin henüz geliştirilemediğini belirten Doç. Dr. Budak, “Pandemilerde temel sorun enfekte olan kişi sayısı değil, dünyada mevcut sağlık altyapısının milyonlarca yeni hasta için yetersiz kalmasıdır. Bu nedenle bir yandan yoğun aşılama programlarıyla toplumsal bağışıklık oranı arttırılmaya çalışılırken, bir yandan da aşıya ulaşamamış ya da yeterli bağışıklık geliştirememiş kişilerin enfekte olmasını engelleyen veya hasta kişilerin iyileşmesini hızlandıran yeni farmasötik ürünlerin geliştirilmesi gerekmektedir” görüşünü vurguladı.

Doç. Dr. Budak, bu ihtiyacı dikkate alarak yaptıkları AR-GE çalışmaları sonucunda viral enfeksiyonlara karşı “bağışıklık sisteminin normal fonksiyonunu destekleyen” yeni bir formülasyon geliştirip kullanıma sunduklarını söyledi. Pandeminin aciliyeti nedeniyle ürünü öncelikle “takviye edici gıda” olarak ruhsatlandırdıklarını belirten Doç. Dr. Budak, daha sonra Sağlık Bakanlığı’na “Sağlık Beyanlı Ürün” ruhsatı için başvurduklarını; ilerleyen aşamada ise klinik ve faz araştırmalarıyla birlikte ürünü yeni bir ilaç formuna dönüştürmeyi hedeflediklerini açıkladı.

Medikal Akademi Ankara Temsilcisi Hatice PALA KAYA’nın sorularını yanıtlayan Doç. Dr. Gürer Güven Budak, COVID-19 hastalığının basit, lokal bir viral hastalık olmadığına işaret ederek, tedavi edilmezse tüm vücutta yaygın enfeksiyona (sepsis) yol açan ve çoklu organ hasarına neden olabilen sistemik bir hastalık olduğunu hatırlattı. COVID-19 hastalarında ortaya çıkan aşırı inflamatuar yanıt, akciğer tutulumuna bağlı solunum yetmezliği-hipoksi, yaygın damar içi pıhtılaşma ve mikro embolilerin ölüm riskini arttırdığını kaydeden Doç. Dr. Budak, SARS CoV-2 virüsü üzerinde etkili spesifik bir antiviral ilaç olmadığı için tedavide başka hastalıklara yönelik geliştirilmiş ilaçlar ve diğer destek ilaçlarının kombinasyonundan oluşan farklı protokollerin uygulandığını söyledi.

Pandeminin yol açtığı riskler devam ediyor

COVID-19’un halen tüm dünya için tıbbi, sosyal ve ekonomik bir risk unsuru olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Budak, “Virüsün kendiliğinden mutasyona uğrayıp, bulaşıcılık ve hastalık yapma etkisini kaybetmemesi durumunda, pandemiyi engellemek için dünya nüfusunun en az %60-80’inin COVID-19 enfeksiyonunu geçirmesi ya da aşılarla bağışıklık kazanması gerekmektedir. Acil kullanım izni alarak uygulanmaya başlanan muhtelif aşıların yeterli sayıda üretilip, tüm dünyaya ulaştırılması ve hedeflenen toplumsal bağışıklığın oluşması en iyimser tahminle 2 yıl içinde mümkün olacaktır” diye konuştu.

Dünyada halen COVID-19’un tedavisine yönelik binlerce ilaç adayı üzerinde çalışmaların sürdüğünü hatırlatan Nanobiomed AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Doç. Dr. Gürer Güven Budak, aşı geliştirme çalışmalarında kısa sürede daha somut başarıların elde edildiğini, ancak mevcut kullanılan aşıların halen Faz 3 klinik araştırma aşamasında olduğunu belirtti. Doç. Dr. Budak, “Aşıların oluşturduğu antikor yanıtının niteliği ve süresi hakkında bu aşamada elimizde net bir bilgi bulunmuyor, ortaya çıkan yeni varyant ve mutasyonlar üzerinde aşıların uzun vadede nasıl bir etkinlik göstereceği de belirsiz olup, virüsün sürekli değişen genetik yapısı nedeniyle ömür boyu bağışıklık sağlayan bir aşının geliştirilmesi de pek mümkün görünmüyor” dedi.

Antiviral ürünlerin geliştirilmesinde önemli bir moleküler kaynak: Polifenoller

Doç. Dr. Gürer Güven Budak, uzun yıllardır çeşitli bakteriyel ve viral ajanların tanı ve tedavisine yönelik çalışmalar yürüttüklerini, Dünya Sağlık Örgütü’nün COVID-19 pandemisini ilan ettiği dönemde ellerinde SARS CoV-2 hakkında çok sağlam bir bilgi birikimi olduğunu ve salgının daha ilk aylarından itibaren bu bilgi birikimi sayesinde çok hızlı biçimde yeni ve etkili bir formülasyon üretebildiklerini söyledi.

Bu süreçte kullandıkları temel aktif maddelerin polifenol-flavonoid yapıda moleküller olduğunu açıklayan Doç. Dr. Budak, son 1 yıldır yapılan in-silico moleküler yerleştirme (docking) analizlerinde flavonoidlerin SARS CoV-2 virüsü yüzey M proteazlarına güçlü biçimde bağlanabildiğinin bilimsel olarak ispatlandığını bildirdi.

Salgının başladığı ve yoğun ilaç araştırmalarının yapıldığı ilk dönemde, IBM süper bilgisayarı tarafından COVID-19 tedavisinde kullanılabilecek etken maddeleri tespit etmek amacıyla binlerce molekül üzerinde inceleme yapıldığını, bunlardan 47 molekülün virüs S (spike) proteinine bağlanma potansiyeline sahip olduğunun saptandığını ifade eden Doç. Dr. Budak, yapay zeka ve matematiksel modelleme yöntemi ile belirlenen bu etken maddeler arasında yer alan üç flavonoid molekülün (Luteolin, Hypericin, Quercetin) yeni geliştirdikleri formülasyonda da yer aldığını bildirdi.

Flavonoid moleküllerin hem virüsün konakçı hücre yüzeyinde bulunan ACE-2 reseptörlerine tutunmasını hem de virüsün konak hücre içine endozomal/non-endozomal yolla girişini engellediğini dile getiren Doç. Dr. Budak, “Güncel literatür bilgilerine göre polifenol-flavonoid moleküller yukarıda açıklanan antiviral etkilerinin yanında, hidroksil radikallerini ve süperoksit anyonlarını da ortadan kaldırarak güçlü antioksidan etki yapmakta ve inflamasyonda önemli rol oynayan mast hücrelerini stabilize ederek anti inflamatuar ve immün modulatör etki göstermektedir. Ayrıca damar endotelinde bulunan eNOS enzimi aracılığıyla damar genişletici ve pıhtı önleyici etki de yapmaktadır” dedi.

Yeni geliştirilen formülasyonun en önemli üstünlüğü; arttırılmış biyoyararlanım…

Polifenollerin antiviral-immün modülatör etkilerine yönelik olarak güncel literatürde çok güçlü bilimsel kanıtlar olmasına rağmen COVID-19 tedavisinde kullanılabilecek bir ürünün şimdiye kadar geliştirilememesinin en temel sebebinin, bu moleküllerin biyoyararlanımlarının çok düşük olması (%3-10), buna karşılık metabolizmalarının ise çok hızlı olmasıdır diyen Dr. Budak, oral yolla alınan polifenollerin mide asidinde fazla değişime uğramadan ince barsaklardan emildiğini, ancak biyoyararlanım düzeylerinin çok düşük olması nedeniyle hedeflenen etkin kan düzeyine ulaşmak için çok yüksek dozlarda alınması gerektiğini söyledi. Doç. Dr. Budak, bu kadar yüksek dozlarda kullanıldığında polifenollerin sağlıklı kişilerde bile muhtelif organlar (karaciğer, tiroid, böbrek vb) ve sistemler üzerinde yan etkiler oluşturabileceğine dikkat çekti.

Buna karşılık yeni geliştirdikleri formülasyon içindeki aktif polifenol-flavonoid moleküllerin tümüyle doğal kaynaklardan izole edilip, saflaştırıldığını ve özel kimyasal yöntemlerle biyoyararlanımlarının arttırıldığını ifade eden Doç.Dr. Budak, bu sayede çok daha düşük dozlarda bile yüksek etki elde edebildiklerini ve ürünün güvenirliliğini arttırıp, yan etki risklerini azalttıklarını açıkladı.

Bağışıklık sistemini desteklemede güvenirliliği kanıtlanmış yeni bir alternatif

Viral solunum yolu hastalıklarında “bağışıklık sisteminin normal fonksiyonunu desteklemek üzere” geliştirilen bu yeni formülün Vaxomed® Plus adıyla ruhsat-marka tescilinin yapıldığını ve uluslararası patent başvuru sürecinin tamamlandığını belirten Doç. Dr. Budak şunları kaydetti: “Formüle eklenen üç değerli (ferrik) demir iyonları Vaxomed® Plus içindeki flavonoidlerin antioksidan ve bağışıklık destekleyici etkisini daha da güçlendirmektedir. Bu çoklu etkiler sayesinde Vaxomed® Plus, viral solunum yolu hastalıklarında sistemik olarak ortaya çıkan ve hastalığın seyrini kötüleştiren patolojik mekanizmaların kontrol altında tutulmasına yardımcı olmaktadır. Ürün üzerinde son 1 yıldır yürütülen pre-klinik invitro sitotoksisite-genotoksisite çalışmalarında ve deney hayvanlarında yapılan akut-tekrarlanan dozda oral toksisite çalışmalarında limit üstü dozlarda bile herhangi bir toksik etki, advers etki ya da yan etki saptanmamıştır.”

Doç. Dr. Budak, “15 yıllık bir AR-GE süreci sonucunda geliştirilen, preklinik toksisite testleri tamamlanan ve GMP-HACCP- ISO gibi yüksek kalite standartları kullanılarak üretilen Vaxomed Plus için aslında ilaç ruhsatı ön başvurusunda gereken tüm dokümanların hazır olduğunu söyleyebiliriz, ancak pandeminin yayılımı ve aciliyetini dikkate alarak, bu aşamada daha hızlı bir belgeleme süreci olan ‘Takviye Edici Gıda’ üzerinden ruhsatlandırmayı tercih ettik. Ayrıca Vaxomed Plus üretiminde kullandığımız aktif flavonoid yapıların FDA tarafından daha önce gıda takviyelerinde (dietary supplements) ‘Genel Olarak Güvenli Ürün (Generally Recognized as Safe – GRAS)’ kategorisinde değerlendirilmiş olması, bu kararı almamızda önemli bir etken olmuştur” dedi.

Vaxomed Plus’ın etkinliğini Covid-19 tanısı almış hekimler test etti

Preklinik testlerle güvenirliliği kanıtlanan Vaxomed® Plus’ın bağışıklık sistemini destekleyici etkisini klinik düzeyde tespit etmek üzere, COVID-19 tanısı almış hekimler arasında retrospektif nitelikte klinik bir gözlemsel çalışma yaptıklarını belirten Doç. Dr. Budak, bu çalışmanın ön sonuçlarını paylaştı. Buna göre bağışıklık sistemini destekleme üzere tek başına ya da mevcut tedavilere ek olarak Vaxomed Plus kullanan 219 hekimin %96’sı ürünü kullanmaya başladığı andan itibaren klinik iyileşmenin hızlandığını ve semptomların 2-3 gün içinde hafiflediğini bildirdi.

Bu hekimlerin %92’si klinik iyileşmede görülen bu etkinin Vaxomed Plus’tan kaynaklandığını ve kullandıkları dozlarda ürünün güvenilir olduğunu belirtti. Hekimlerin hiçbirisi diğer ilaçlarla herhangi bir etkileşimi beyan etmedi ve sadece 4 hekimde hafif sindirim sistemi şikayetleri ortaya çıktı. Raporlama aşamasında olan bu sonuçları desteklemek üzere, önümüzdeki aylarda geniş kapsamlı bir klinik araştırmanın başlatılacağını açıklayan Dr. Budak, Vaxomed Plus’ın 4 yaş üstü çocuklarda ve aşılı-aşısız bireylerde de güvenle kullanılabileceğine işaret etti.

Ürünün yurtdışı ruhsatlandırma hazırlıklarına başlandığını bildiren Doç. Dr. Gürer Güven Budak, Vaxomed Plus’ın üretim süreçleriyle ilgili olarak fikri mülkiyet, bilgi, teknoloji ve hammadde konusunda dışa bağımlı hiçbir unsurun bulunmadığını, bu durumun uluslararası rekabette ülkemize büyük bir avantaj sağlamanın ötesinde, COVID-19 pandemisinin kontrol altına alınması ve toplum sağlığının korunması çalışmalarına da önemli katkılar sağlayacağını söyledi.


Source link

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu