GenelSağlık

Türk Eczacıları Birliği toplumu aşılara güvenmeye çağırdı


Türk Eczacıları Birliği (TEB), son dönemde aşıya yönelik olarak olumsuz mesajlara karşı toplumu aşılara güvenmeye çağırdı. TEB’den yapılan yazılı açıklamada COVID-19 salgınının önlenmesi için yapılan aşı çalışmaları nedeniyle aşının Türkiye ve dünyada yoğun biçimde gündemde olduğu vurgulandı. Bu aşamada, bilimsel temeli olmayan, dezenformasyon nitelikli açıklama ve değerlendirmeler yapıldığı belirtilerek, “Öncelikle ölümcül bir pandemi ile karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha hatırlatıyor; sadece bilime ve bilim insanlarına itibar edilmesi gerektiğinin altını çiziyoruz” denildi.

Aşı çalışmalarında gelişmeler

COVID-19 salgınının “kendiliğinden” geçmeyeceği, aşı ve ilaç ile durdurulabileceği belirtilen açıklamada, hali hazırda bu salgın nedeniyle 72 milyon kişinin enfeksiyona yakalandığı ve 1 milyon 643 bin kişinin hayatını kaybettiği vurgulandı.

COVID-19 aşı çalışmaları kapsamında 11 aşı adayının FAZ 3 olarak adlandırılan safhada olduğu, bu durumun çok sayıda gönüllü üzerinde aşıların denenmesi ve güvenilirliklerinin test edildiği anlamına geldiği kaydedildi. Salgını önlemek için hemen her ülkenin kendi aşı çalışmasını yürüttüğü ifade edilen açıklamada Dünya Sağlık Örgütü’nün de kurduğu bir komite ile bildirilen yan etkileri değerlendirdiği, İngiltere ve ABD’nin acil onay vererek aşı kullanımına başladığı hatırlatıldı.

‘Acil Durum Kullanımı’ can kaybını azaltmak için devreye sokuluyor

TEB açıklamasında endişelerden biri olarak gündeme getirilen “acil onay” mekanizması hakkında da bilgi verilerek “Aşılar, ‘Acil Durum Kullanımı’ prosedürlerine göre yapılmaya başlanacağı söylendiği için yaşanan kitlesel güvensizlik hissi oldu. Nitekim İngiltere, acil durum protokolü uygulayarak aşı kampanyasına başladı. Amerika, bir aşıya acil durum kullanım izni verdi, diğer bir aşıyı da değerlendiriyor.

Avrupa’da pek çok ülke de benzer bir yolu izleyecek. Acil Durum Kullanımı Onayı ilk kez yapılan bir uygulama değil. Halk sağlığı acil durumları karşısında 1960’lardan beri uygulanıyor. Onay mekanizmaları uzun sürebildiği için bu sistem daha fazla can kaybı yaşamamak için devreye sokuluyor ve her ilaç ya da aşı için bu onay verilmiyor. Aşının hastalığı önlemede sonuç alıcı olduğuna dair güçlü kanıtlar olması gerekiyor” bilgisi verildi.

“Bir kişinin bir hastalıktan ya da COVID 19 enfeksiyonundan ciddi şekilde zarar görme olasılığı, COVID 19 aşısından zarar görme olasılığından çok daha fazladır” denilen yazılı açıklamada, bilinen yan etkilerin genellikle minör (basit-küçük) ve geçici olduğu, kolda yanma veya hafif ateş hissedilebileceği, nadiren daha ciddi yan etkilerin görüldüğü vurgulandı. TEB açıklamasında aşının kolay ve maliyet etkin bir koruma sağladığına işaret edilerek, aşı karşıtlığının sağlık sorunlarını derinleştireceğinin altı çizildi.

Salgında aşı yaptırmamak başkasının canına kastetmektir

Aşının sadece bireyi değil, toplumu da koruyan bir sağlık çözümü olduğu vurgulanan açıklamada şunlar kaydedildi: “COVID-19 pandemisinin gidişatı göz önüne alınırsa, aşı karşıtlığı COVID-19 salgınının yıllarca sürmesi ve milyonlarca cana mâl olması anlamına gelmektedir. Böylesi bir salgında aşı yaptırmamak başkasının canına kast etmek manasına gelmektedir.

Bilindiği gibi aşılar, hastalık yapıcı organizmaya ait protein yapıların vücut tarafından tanınması ve immünnizasyonun başlatılması için o organizmanın zayıflatılmış ya da öldürülmüş hallerinin (inaktif) enjekte edilebilen formüllerdir. Geleneksel (konvansiyonel) aşı üretimi, virüsün çok miktarda üretilmesi, daha sonra inaktif hale getirilmesi (hastalık yapıcı özelliğinin ortadan kaldırılması) ve enjekte edilebilir farmasötik forma sokulması aşamalarını içerir. Böylelikle vücuda uygulanan inaktif virüse karşı immün yanıt oluşturulur.

Sonrasında karşılaşılacak hastalık yapıcı organizmaya karşı immün yanıtın daha çabuk ve etkili olarak gelişmesi amaçlanır. mRNA aşı prosedürü ise, hastalık yapıcı organizmaya ait proteinleri üreten genetik materyalin vücuda uygulanması ve vücut hücreleri içerisinde bu proteinlerin üretilmesi, üretilen bu proteinlere karşı immün yanıt oluşturulması aşamalarını içerir. Sonuç olarak, her iki yöntemde de amaç hastalık yapıcı organizmaya ait yapıların vücut tarafından tanınması ve bunlara karşı savaş başlatmasıdır.”

Aşılama başlasa dahi tedbirlere devam edilmesi gerekiyor

Türkiye’nin Çinli üreticiden sipariş ettiği aşının “konvansiyonel aşılar” sınıfında olduğu belirtilen açıklamada, Faz 2 çalışması ile etkinliğinin kanıtlandığı, Faz 3 çalışmalarının ise Endonezya, Brezilya ve Türkiye’de sürdüğü hatırlatılarak, şunlar vurgulandı: “Aşının güvenliğinin sağlaması yapılmış durumdadır, ancak koruyucu olup olmadığını önümüzdeki süreç gösterecek. Bunun yanı sıra toplumda koruyucu kalkan sağlanması için toplumun çok büyük bir kısmının aşılanması gerekiyor. Bu durum aşılama başlasa dahi tedbirlere devam edilmesi gerektiği anlamına geliyor.

Aşının etkililiği ve güvenliği iki ayrı değerlendirme gerektirir. Bu aşıyı yaptırdığımızda bize bir şey olmayacak, bunu çalışmalar gösterdi. Ancak COVID-19’dan tam olarak koruyup korumayacağını henüz bilmiyoruz. Diğer yandan salgından korunmak için toplumun çok büyük bir çoğunluğunun aşıyı olması gerekiyor. O nedenle, sağlık çalışanları ve riskli hastalarımızdan başlayarak, aşımızı olacağız ve belirli bir süre geçene kadar da maske-mesafe-hijyen önlemleriyle yaşamaya devam edeceğiz.”

TEB açıklamasında, Çin’den sipariş edilen aşının Sağlık Bakanlığı’nın onayıyla kullanıma başlanacağı ifade edilerek, bu aşamada Bakanlığın aşı ile ilgili biriminde, aşının daha önce uygulandığı kişilere ait klinik verilerin ilgili komisyonlarca değerlendirilmesi, aşı için gerekli laboratuvar araştırmaların eş zamanlı olarak sürdürülmesi, elde edilen sonuçların aşıyı geliştirmiş ülke sonuçları ile karşılaştırılması ve onaylanması aşamaları gerçekleştirildikten sonra ruhsatın verileceği anlatıldı. Aşının sağlık personelinden başlayarak belirli bir plan dahilinde topluma uygulanacağı kaydedildi.


Source link

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı